Eventualis - /home/ras0ir

dd if=/dev/zero of=/dev/sda

Uzun zamandır yazmıyorum, yazdığım zamanlarda da amaç eleştiri niteliğinde oluyor genellikle. Evvela belirteyim, sırf tembellikten yazmıyorum. RSS listem kabarık, çoğu blogu hala takip ediyorum.

Daha önce topluluk üzerine yazdığım yazının en son yazdığım yazı olmamasını istediğim için böyle bir yazı yazmak istedim. Bundan sonra topluluk eleştirisi falan da yapmak istemiyorum; çünkü lafın muhataplarından ziyade, muhatap olmaması gerekenler, muhatap oluyor o eleştiriye.

Yeni farkettiğim bir gelişme var ki -bu Google beni seviyor her ne kadar ben onu sevmesemde- pagerank’im 4 olmuş. Kavram salatası olmadan(etiket bulutu), işleri birbirine bulaştırmadan, belirli başlıklar altında yazmak hoşuma gidiyor. Her ne kadar hukuk hakkında pek yorum yazmasam da..

Genellikle GNU/Linux üzerine yazmaya devam edeceğim.

Ha bu arada, Asus’u kınıyorum, maksimum 2 GB RAM takabileceğimiz dizüstü anakartına 2 tane 512′lik RAM koyup içini açtığımda beni feryat etmeye sevk ettikleri için.

Öte yandan, ay tutulmasını ve yıldızları izledim, kandil gecesi, gökyüzünde mükemmel bir şov vardı, kaçırmışsanız gerçekten yazık ;). Ömrümde ilk defa bu kadar çok yıldız gördüm, yıldızlar bizi terketmemiş meğerse ;).

Özgürlükİçin topluluğundan sessiz sedasız, hiç bir şey demeden, hiç kimseye gücenmeden ayrılma kararı aldım. Bunda en önemli etken, eski anıların depreşmesi, Arch Linux’un beni sessiz sedasız kendine çekmesi oldu sanırım. Lise yıllarımda saçlarımı geriye yatırıp, Arch Linux kullanıyordum, o kadar eski yani ;-)

Evet bilgi birikimimin çoğunu hiç düşünmeden paylaştım 1 seneye yakın bir zamanda. Yazılması gereken yazılar, ufak tefek paket çalışmaları, e-dergi yazıları ve aklıma şu an gelmeyen irili ufaklı pek çok katkı. Bunların hepsini yaparken, tek düşüncem, GNU/Linux adına ülkemin sevgili insanlarına bir parça da olsa özgür yazılım felsefesini aşılayıp, onların gözünü açabilmek adına harekette bulunmaktı. Bu hareketi de başarıyla gerçekleştirdiğime inanıyorum.

Nitekim, kırgınlıklarım da olmadı değil. Bunca emek verdiğinizin insanların, emeğinize hakaret savurması pek hoş olmasa gerek diye düşünenlerdenim. Genelde biriktirip sonradan patlayan bir insan olarak bugün bu saatte bu entry’i yazmak pek ne$eli bir eylem oluyor benim için.

Evvela, topluluk yapısını eleştirmek istiyorum. Linux konusunda topluluk, kullanan kesim olduğu için, kendisine dayatılandan ziyade, kendisine dayatılmak istenen şeye yön veren ruhtur benim görüşüme göre. Pardus topluluğunda şimdiye kadar gördüğüm tek şey ise, “heleloy işletim sistemimiz süper, yapanların eline sağlık” demekten öteye gidemeyen, önüne getirilen her şeyi, “wow harika! koy sepete”, “ben o kadar seviyorum ki bu dağıtımı dur ona bir dernek kurayım” şeklinde $aklabanlıklarla kutlayan ilginç bir topluluk yapısı var.

Sözüm kesinlikle Pardus dağıtımına ve geliştiricilerine yönelik değil. Ben Pardus dağıtımını ve geliştiricilerini, ortaya sundukları yeni araçlar ve yeni fikirler dolayısıyla başından beri tebrik eden, yeri geldiğinde de “her ne kadar onlar işitmese de” eleştirebilmiş bir insan olarak görüyorum kendimi. Evet PiSi ve COMAR harikulade yazılımlar ve tebriği hak ediyorlar. Ve yine de eleştiriye açık olduklarını biliyorum, birazdan edeceğim sözler kesinlikle geliştiricilere yönelik değil.

Ama, işte bu noktada, kraldan çok kralcı takınan zihniyet karşıma çıkıyor ve ürkütüyor beni. Hatalarını kabul etmeyen, yapılan hatalar ortaya konduğunda dinlemek yerine size “poisonous” sıfatını koymaktan çekinmeyen insanları anlamakta güçlük çekiyorum.

Herhangi bir şekilde katkısı olan insanları, kendileri gibi düşünmediğinde siz-biz ayrımına tabi tutabilen kişiler olduğu sürece, kendilerine katkıda bulunabilecek insanları soğutan insanlar olduğu sürece ne yazık ki topluluk diye bir kavram olmayacaktır.

Ortaya konan her şeyi incelemeden, hakkında bilgi sahibi olmadan kısaca kullanmadan etmeden mükemmel olmuş bu diyemem. Ha mükemmeliyet kriterlerim, süpermen’i arayan insanın ki gibi de değildir. Onu da belirteyim inceden.

Benimki, tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış tarzı bir yakla$ım bunu da biliyorum. İlk defa okuyan biri diyecek ki, “olm sen kimsin lan?”, eyvallah derim. Afacan dediğim, tabiri caizse, bir bok bilmeden, eleştiriye açık olmadan sağa sola köpükler saçarak insanları kendinden kaçıran insanlara ithafen yazıyorum bu yazıyı aslında.

Topluluk yöneten insanlara gerçekten saygım sonsuz, özellikle fazla olmasa da güzel muhabbet ettiğimiz Akın ve sayın Ali Işıngör’ü tamamen bu yazı kapsamı dışında tutuyorum. İkisi de, saygı ve sevgi duyduğum insanlar.

Gelelim topluluk dediğim kaos’a neden çamur atıyorum..

Efendim malumunuz, Pardus biraz gecikti, her zaman Pardus’u alkı$layan güruh, nedense bir gecikme ile açtı ağzını yumdu gözünü. Bir kere, topluluk dediğin katkıda bulunduktan sonra, o katkısından cesaret alarak, ortaya somut eleştiri dökebilen bir ruhtur. Ancak sözde topluluk denen ruha bakıyorum. “Saat 12.05 nerede kaldı bu pardus iso’su?” diyen gözlüklü şirinler mi dersiniz, “milky boktan değiştirin şunu” diyen Chuck Norris ruhlu afacanlar mı dersiniz, o mu dersiniz bu mu dersiniz. Her telden adam var gerçekten.

Ancak iş somut bir topluluk ruhuna geldiğinde, yazdığım dökümanı okumadan, “karde$ bu çalı$mıyor” diyen insanların sinirlerimi kemirmelerine engel olamıyorum. Okumayan bir millet olduğumuzu biliyoruz hepimiz, benim bile senede okuduğum kitap sayısı belli; ama bir şey var, OKUMADAN ÖĞRENİLMEZ!

Topluluk dediğin, dişe dokunur eleştiriler yapabilen bir grup olmalı, önüne koyan ürünü beğenmediği zaman “boktan bu” diyen kesim olmamalıdır.

Topluluğa kendini adayan insan, biraz okuyup öğrenip, öğrendiğini toplulukla paylaşan bir insan olmalıdır. Ki ben döküman yazmaya can atan insanlar göremiyorum etrafımda. Beyler artık uyanın, söz uçar yazı kalır. Bugün belgeler.org’a girdiğimde 10 senelik, ömrünü doldurmuş NASIL belgelerinin yer aldığı, kaderine terkedilmiş bir kütüphane görmek kimin canını sıkmıyor?

Çevirisini bugün bitirdiğim Arch Linux Başlangıç rehberi var mesela, ben çevirmeseydim kim çevirecekti? Biraz oturup düşünmek gerek, ait olduğunuz ortama, ayak uydurup bir $ekilde, çorbada benim de tuzum bulunsun diyebilmek gerek.

Linux’u Pardus’u rant malzemesi edip, onun üzerinden çevreye köpürerek haykırıp, insanlara “poisonous” etiketini yapıştıran fiziki yaş olarak 17 zeka yaşı olarak doğmamış “dallamaların” bir şekilde, bu rant malzemesi yarın öbürgün ellerinden gittiğinde ne yapacaklarını düşünmeleri lazım sanırım.

Bu insanlar yüzünden, Pardus’u eleştiremez hale getiriliyor ve sanal bir mükemmeliyet ortaya çıkıyor ne yazık ki. Özgürlük uğruna Linux kullanıp da, “cedega” yı paketlemek Amerikan hukukuna göre suçtur, Türk hukukunda böyle bir kural olmadığı gibi yaptırımı da olamaz diyen insanların, Linux’u sözde savunmalarına inanın gıcık kapıyorum.

Neyse, konuyu daldan dala sektiriyorum, farkındayım, çünkü eleştirilerimin odağı birden fazla noktaya kaçıyor. Türkiye’deki Linux kullanıcılarının anlayamadığım bir yapısı var işte. Linux yoktur Pardus vardır tarzı düşünceye itmeye çalışan dümbükler geziyor ortada. Lütfen bunlara bir an önce Pardus’un da bir GNU/Linux dağıtımı  olduğunu anlatmak lazım.

Aralarına yeni gelen kullanıcıları, tersleyip, hatta ne terslemesi, “ağzına sıçıp” gönderen insanların, topluluktan uzaklaştırılması gerek. Ve herşeyden önce, topluluk insanlarının eleştiriye açık olmasını sağlamak gerek.

Ben Arch Linux topluluğunda bu tür zevzekliklerin olmasına asla izin vermeyeceğim/vermiyorum da. Hatta proje lideri falan da demiyorum kendime, ben sadece bu işin gönüllüsüyüm. Ki şu an sayımız kısıtlı olsa da etrafımdaki insanların benim gibi düşündüğünü bilmek o kadar mutlu ediyor ki. Kullandığım dağıtım yüzünden eleştirilmem de ayrı bir çocukluk konusu, kime ne benim kullandığım dağıtımdan, tercihimden?

Topluluk, onu hakedenlerin buluştuğu noktadır. Onlarla aynı düşünmediği için “poisonous” etiketini çakan insanların olduğu yer değildir.

Bundan böyle genel amaçlı olarak belgeler yayınlayacağım, öğrendiğim her şeyi paylaşmaya devam edeceğim. Ne zaman gerçek bir topluluk görürsem, o zaman o topluluğa ait olduğumu anlayıp, o topluluk için mücadele edeceğim. Özgürlükİçin benim yer alabileceğim bir topluluk değil. Kesinlikle bu Özgürlükİçin’in kalitesizliğinden değil, benim oraya ait olamamamla ilgili bir problem. (Ha şimdi yanlış anlaşılır, kralcılar ona da çamur atar, korkuyorum caam)

Ben üzerime düşeni yaptım, artık sıra yenilerde, onlar da yapsınlar. Bir nevi, görev teslimi..

Ancak şu var, topluluk konusunda örnek alınması gereken bir proje var ise, kesinlikle Arch Linux ve Gentoo kullanıcı topluluklarıdır. Arif olan anlar..

Ve lütfen artık birileri eleştiriye açık olmayı öğrensin. Tek isteğim bu!

Saygılarımla,

Arch Linux başlangıç rehberi de burada, http://wiki.archlinux.org/index.php/Beginners_Guide_(Türkçe), emek sarfettim, çevirdim işte..

  • x kişisi: pardon bişey sorcaktım
  • ben: tabii buyrun..
  • x kişisi: ya bir kelime vardı da. sizi … ederim?
  • ben: wtf?
  • x kişisi: tenzip miydi?

Burada kelimeyi hatırlayamadım, ilk anda aklıma gelmemesi normal. Değil mi?

  • ben: tekzip (sizi tekzip ederim lafını böylece tepeden soktum sanırım, utanıyorum)
  • x kişisi: yaa! o da değil..
  • ben: winzip?
  • x kişisi: efendim?

Daha önce yazıp, yoğun bir hit aldığım bir konuda (türkiyede hosting işi -ki veritabanını uçurduğumdan beri bu yazı ne yazık ki bulunamıyor-) geribildirim almak güzel bir şey gerçekten.

Bir arkadaşımın uyarısı üzerine, http://www.skynet.com.tr/hakkimizda.php adresine girdim bugün, ne göreyim, yazdığım yazı bir çeşit manifesto olmuş durumda ;).

Deneyim, insanlarla paylaşıldığı sürece güzel bir şey.. Deneyin, pişman olmazsınız.

Başlığa aldanmayın efendim, hayatımda iddaa ve kriminoloji dışında analiz yapmadım, antivirüs programı bile analiz yapayım mı diye sorduğunda, hayır cevabı verdim sonucunu bilmeden.

Reklam sektörüne biraz dokundurmak istedim. Oralet Osman ile başlayan Anadol SL reklamı ile devam eden yaratıcılık, sektörün teknoloji ile daha çok haşır neşir hale gelmesi ve Türkiye’nin dünyaya açılımı ile harikalar yaratmaya devam ediyor.

Fazla bir şey eleştirmeyeceğim. Amacım şu Posta gazetesi reklamını anlamak. Ülkemizde başarılı olmuş pek çok müzikal var, ona sözüm yok, ustalara saygı derim elbette. Ama dünya çapında meşhur olmuş bir müzikal çıkaramamanın da etkisi ile çoğu reklamda bu ezikliği gidermek amacıyla çoğu reklamımızda olduğu gibi bu reklamda da bir müzikal esintisi söz konusu. GAG vasıtasıyla izlediğimiz güldüğümüz eski reklamlara yukarıdaki oralet ve anadol reklamları en iyi örnek. Hemen aklıma yıllar sonra, çoluk çocuk sahibi olunca, çocuklarım bu reklamı izleyip gelip "baba bu ne yaaaaa, ehiehi" dediklerinde ne diyeceğim geliyor. Evlat bu, kıyamazsın ki terslemeye.

Zaten gazetenin ne amaçla alındığı belli (8. sayfadaki Haydar Dümen sayfasına selam olsun) ki gazetenin reklamında bu konuya hiç değinilmemiş. Haydar Dümen beyfendi artık sorulardan öyle bunalmış ki şiirsel cevaplar yazıyor.

Tam bu yazıyı yazarken de ikinci bir şaheser ile karşılaştım. Dabi dabi mısır çerezi. İsim harika, müzik harika, yalnız çocuğa yazık, gelişimini ters yönde etkileyecek nitelikte bir reklamda baş aktör olarak rol almış. Gerçi yavrucak reklamdan habersiz elindeki cipsi götürüyor; umarım yıllar sonra bu reklamı izlemek zorunda kalmaz.

Neyse bu kadar analiz yeter, hepsi postadaaaaaaa hepsi postadaaaaaa (hebeğğğ)..

Varsa şaheser olarak nitelendirdiğiniz reklam, buyrun paylaşın hep beraber izleyelim :)

Uzun süredir yazamamış olmanın verdiği üzüntünün yanı sıra, geçenlerde sunucunun topu dikmesi sonucu elde olan her şeyi yitirmiş durumdayım. Yedeklerim, birikimim (125 tane yazı ve 200′ün üstünde yorum uçup gitmiş durumda) tükendi gitti. Ama yitmeyen bir şeyim var! Ümidim..

Hal böyle olunca ister istemez bir yeniden yapılandırmaya gittim, WordPress 2.5 kurdum, beğendim, tavsiye de ederim. Öte yandan, sunucu tekrar hayata dönünce güncellenmiş olarak geldi, o da ayrı sevindirici bir durum. Öncekine göre daha hızlı olduğunu düşünüyorum.

Öte yandan, site uçmadan önceki ucube tema yerine, daha basit, insanı yazıya odaklandıran tema seçtim. Böylece hem daha az gör yoracak, hem de yazı daha fazla alana yayılmış olacak.

Peki blogla uğraşmazken neler yaptım? Öncelikle ünlü oldum diyebilirim ;), Linuxnet dergisinde 3 sayfalık Compiz Fusion yazım çıktı. Bu konuda beni yazmaya teşvik eden Özgürlükİçin yöneticilerine teşekkürü bir borç bilirim :).

WordPress ve MetaWeblog API sayesinde siteye girmeye gerek kalmadan istediğim yerden bloga yazı gönderebiliyorum ki şu an bu yazıyı KBlogger’dan yazıyorum ;).

Gelelim yeni oluşuma, dikkatinizi çekerse 5 tane kategoriden oluşuyor ve bu kategorilerin dışına çıkmayı düşünmüyorum, hukukla ilgili yaptığım incelemeler devam edecek; ama şimdilik ağırlığı linux ve özgür yazılıma ayırmayı düşünüyorum.

Archlinux’a feci şekilde bağlandım ki, Archlinux kullanıcılarını sevindirecek bir kaç haber vereyim, çok değil kısa bir süre sonra, (belki de bugün içinde) KDE’de yazım denetimi, Firefox’ta Türkçe yazım denetimi ve tabii ki OpenOffice’de Türkçe yazım denetimine dair paketleri paylaşacağım, belki de bir depo oluşturabilirim, şimdilik kararsızım. Hemen belirteyim ki, paketler son sürümler ;).

Neyse hayata dair şimdilik bu kadar bir giriş yeter, nasılsa gerisi gelecek. Artık istediğim yerden yazıyorum ne de olsa, bol bol yazmaya hasret kalmışım da diyebilirim. Kaybettiğim ilham tekrar doğdu, çok mutluyum o konuda.