Efendim, malum, çoğu zaman konsolda çalışmak gerekebiliyor ve akabinde uzun komutlarla (gerçi göreceli bir kavram) uğraşmak can sıkabiliyor. Böyle durumlarda ufak tefek fonksiyonlarla kendinizi tembelleştirebilirsiniz.

Mesela, şahsen .tar.bz2 arşiv dosyalarına -j parametresini vermeyi unuturum, unuttuğum gibi, bazen öyle durumlarda oluyor ki, tar –help kullanır hale bile gelebiliyorum. Neyse, Linux altında hangi dosyayı nasıl açarız tarzı tek tek açıklamak yerine, bu işlemi oluşturduğumuz bir fonksiyonla, komut şeklinde kullanalım. Arif olan zaten neyin nasıl olduğunu fonksiyondan anlar. Aşağıdaki kodları .bashrc (veya .zshrc) dosyanıza ekledikten sonra:

ayikla () {
   if [ -f $1 ] ; then
       case $1 in
           *.tar.bz2)   tar xvjf $1    ;;
           *.tar.gz)    tar xvzf $1    ;;
           *.bz2)       bunzip2 $1     ;;
           *.rar)       rar x $1       ;;
           *.gz)        gunzip $1      ;;
           *.tar)       tar xvf $1     ;;
           *.tbz2)      tar xvjf $1    ;;
           *.tgz)       tar xvzf $1    ;;
           *.zip)       unzip $1       ;;
           *.Z)         uncompress $1  ;;
           *.7z)        7z x $1        ;;
           *)           echo "don't know how to extract '$1'..." ;;
       esac
   else
       echo "'$1' is not a valid file!"
   fi
 }

ayikla fonksiyonundan yararlanabilirsiniz. (tabii ki .bashrc’yi tekrar source ettirmek kaydıyla.)
Bundan sonra yapmanız gereken tek şey ayikla dosya şeklinde, istediğiniz dosyayı açmak olacaktır.
Arch kullanırken bazen, sudo /etc/rc.d/xyz start|stop|restart komutlarını yazmak zulüm gibi geliyor. Ha diyeceksiniz, ulan toplasan 20 karakter etmez yazdığın diye; lakin sudo komutunu olabildiğince az kullanmaya çalıştığım için bu şekilde bir yöntem izlemem gerekiyor. Nitekim sistem açıldıktan sonra kök dizinde bir tek /etc/rc.d/* ile muhatap olduğum için bunlara has bir fonksiyonu şu şekilde tanımladım:

srv () {
         sudo /etc/rc.d/$1 $2
}

Böylelikle istediğim servisi srv daemon start|stop|restart ile kullanabiliyorum. Bu örneklerden yola çıkarak basit ama faydalı fonksiyonlar geliştirebilirsiniz. Mesela twitter’a o anki durumunuzu yazabileceğiniz bir fonksiyonu şu şekilde tanımlayabilirsiniz ve twit “durumunuz” şeklinde kullanabilirsiniz:

twit() {
        echo "Kullanıcı: "
        read me
        echo "Şifre: "
        read -s sifre
        echo ""
        curl -u $me:$sifre -d status="$1" http://twitter.com/statuses/update.xml
}

Amacım tabii ki kimseye bash vesaire öğretmek değil; sadece gündelik işleri kolaylaştırmaya yönelik ufak tefek ipuçları vermek, dolayısıyla bash hakkında ileri derecede sorulara yanıt verebilecek düzeyde değilim ve uzun süre de olabileceğimi zannetmiyorum. Ancak öğrenmeniz için harika bir kaynak verebilirim: BASH Programming HOWTO

Eh malum, 2008′in son günlerini yaşıyoruz, acısıyla (ki güzel geçtiğini söylemek zor 2008′in de.. 2007 gibi. n-1 hatta) tatlısıyla (e m0r0n değiliz güzel zamanlarımız da oldu hani) bir seneyi daha geride bırakmak üzereyim.

Blog’a neredeyse senede bir yazı yazan bir insan haline geldiğim için ayda bir de olsa hayatta olduğuma dair sinyaller vermeye çalışıyorum blog üzerinden.

2008′i şöyle bir değerlendirecek olursam, bu sene mesleğe yönelik pek bir girişimde bulunmadığımı, onun yerine hobilerle daha çok uğraştığımı belirtebilirim. Bu konuda bilgisayar ile yatıp kalkmamdan şikayetçi olup benim çeşitli hobilerle haşır neşir olmamı sağlayan babam‘a teşekkürü bir borç bilirim.

2008′in aklımda kalan en güzel karesi ise sanırım şu kare:

2008 sona ererken şunu fark ettim ki, artık pek fazla tembellik yapmıyorum, bir işe giriştiğimde tamamını getirebiliyorum. Bu konuda yardımını esirgemeyen yakın çevremdeki herkese çok ama çok teşekkür ediyorum.

Geçen her bir senenin gençlikten bir şeyleri alıp götürdüğü kadar götürdüklerini tecrübeye kattığına inanan insanlardanım; şöyle hayatınızı gözden bir geçirin, bu dediklerime hak verirsiniz. Evet, ömrümüzden bir sene daha geçip gidiyor ve buna üzülmüyorum, yaşadıkça bir şeyler öğrenerek hayatıma renk kattığıma inanıyorum. Kederlere hayatımda fazla yer vermemeye özen gösteriyorum; ki en kederli halde bile hayata tutunmayı sağlayacak bir tebessümün gücüne oldukça inanıyorum. 24 yaşında hayatı özümsediğimi söyleyecek kadar aptal da değilim elbet; ancak yıllar ilerledikçe hayatı anlamanın getirdiği yükü görünce afallamamak için dimdik ayakta durma mücadelesi vermek de bir nev’i erdem sayılır.

Heh, gelelim ağdalı cümlelerden sonra (bu ara çok görüyorum, “kederin ıssızlığı” tarzı arabesk yazılar. Tamam hayat davul zurna eşliğinde laylaylom geçmiyor; lâkin bu kadar bunalıma da girmeyin ey blogküre ahalisi!) -ki uzun cümle yazmaya bayılsam da, karşıdakini baydığını da bilecek kadar saftirik değilim- 2008′in benim için güzel geçmesini sağlayan hususlar neler olmuş?

2008 benim için tam bir özgür yazılım yılı oldu diyebilirim. Yaklaşık 11 senelik Linux  maceramda  en verimli geçirdiğim, kullandığım sistemin özünü anlayabilmek bağlamında baya etkin geçen bir sene oldu 2008. Dolayısıyla bu kazanımlar 2009′da bu deneyimlerimi paylaşacağım anlamına geliyor.

Balık tutmayı öğrendim! Buna 2008′in en eğlenceli olayları arasında ilk sıralarda yer veriyorum. Balık tutmak cidden sabır isteyen bir iş. Sabır ve huzuru bir arada tutmayı sağlaması açısından balık tutmak gerçekten herkese tavsiye edebileceğim bir uğraş. Bütün dikkatinizi oltaya verip, sessizliğin verdiği huzurla pür dikkat avınıza yönelmek kadar kafa dinlendirici bir iş görmedim henüz. Kafası yorgun olanlara şiddetle tavsiye ediyorum.

Utanıp da söyleyemediğim bir şey daha var. Gerçi kendisi bunu okurken “hadi len” diyecektir; ancak hayatına bir anda girip aniden terkettiğim için benim için hâla önemli bir kişiden, 2008′i burnundan getirdiğim için özür diliyorum.

Sayacak çok şey var aslında. Blog’u da bir karma aracı olarak kullanmayım. Ne de olsa burası karma listesi değil, benim adım da Earl değil Wink. Bu yüzden önemli noktalara hızlıca bir “flashback” yapıp “highlight” noktalarından bir kaç parça birşeyler aldım o kadar. Bu yüzden bu yazıyı da daha fazla uzatmayıp, 2009′un ilk günü ilk dakikasına otomatik girdi eklemeyi samimi bulmadığım için 2009′la ilgili temennilerimi şimdiden paylaşmak istedim sadece:

2009′un hepimiz için, sevgi (bekar bayanlara selam ederim Silly ), barış, huzur ve başarı  dolu bir yıl olmasını dilerim. Herkese şimdiden mutlu yıllar Party

Bu başlığı girince aklıma rahmetli Kemal Sunal geldi. e-kolaay diye başlamamın sebebi, e-kolay’ın oyun sayfasına girdiğimde tuhaf bir şekilde “Oyna” düğmelerinin görünmemesiydi. Utanç verici olarak bu yaşa gelip de halâ tavla öğrenememek canımı çok sıktığından, evvela sanal ortamda bir tavla öğrenip, akabinde arkadaşların tavla teklifini “üf canım istemiyor” şeklinde cevaplandırmamak amacıyla işe koyulmak istedim. Sağolsun Cenk‘in de “bu sitede oyna butonları neden görünmüyor?” diye sormasıyla sorunun kaynağını bulmak çok sürmedi.

Ne hikmetse, ülkemizde esas standartların yerine, tarayıcıların hoşlanacağı biçimde tasarım gerçekleştirildiği için aklıma gelen ilk fikir, tarayıcımın (Gran Paradiso*) “User Agent” değerini Firefox olarak değiştirmek oldu ve bingo, ilk denememde başarılı oldum.

* Gran Paradiso, Mozilla vakfının Firefox ismini ve logosunu tescilleyip, kendi resmi inşalarının (official build işte!) dışında dağıtımına (redistribution) izin vermemesi nedeniyle, Firefox’un gayriresmi inşasına verilen isimdir. Nitekim kullandığım dağıtım (Arch Linux ftw!) Mozilla’nın bu politikası nedeniyle Gran Paradiso ismiyle Firefox uygulamasını biz kullanıcılarına sağlamakta.

Ha şimdi diyebilirsiniz, kardeşim Gran Paradiso ismi nedeniyle o sayfayı görüntüleyememen senin dağıtımının sorunu, sitenin sorunu değil diye. Hak verebilirim, Firefox user agent’i ile girseydim böyle bir sorun yaşamayacaktım. Lakin şu soru aklıma gelmiyor değil: madem günümüzde ActiveX bileşenlerini kullanan siteler obsolete olmuş durumda; neden o halde bir web sitesi 4 tane (Opera, Firefox, Internet Sexplorer, Safari) tarayıcıya göre ziyaretçi kabul ediyor? Hadi Windows kullanıcısı olsam, kullanırım Internet Explorer, hiç bir sitede (nihehe) sorun yaşamam. Ancak windows kullanmayalı uzun süre geçti. (e artizliği yapmak lazım değil mi? Wink) Yani bugün, bir Flash, bir Java bütün sistemlerde aynı neredeyse, temel işlemleri görebiliyor. Kullanıcının seçimini bu kadar daraltmanın bir mantığı var mı? Standartlar zaten ortada, iki satır HTML kodunu sırf uyumlu olsun diye neden bir programın spesifik ayarlarına indirgeyelim ki?

Benzer olay Judo Federasyonu web sayfasında da söz konusu ne yazık ki. Internet explorer dışında bir tarayıcı ile http://www.judo.gov.tr sayfasına giremiyorsunuz.

Gelelim konuya tekrar. Standartların tasarımdan daha önce gelmesi gerektiğini düşünüyorum açıkçası. Ve biliyorum ki standartlara uyulursa yukarıdaki gibi absürd durumlarla karşılaşılmayacaktır. Yani yeri geldiğinde e-dönüşüm diyip, bik bik öterken, e-dönüşümü, eeeeeeeh-koymuşum durumuna getirmenin kime ne faydası var ki?

Neyse, bu gibi sorular sürekli sorulacaktır, yalnız hedef web sayfalarının tasarımcılarının ignorant tavırları nedeniyle sadece sorulmakla kalacaktır. Bugüne kadar gördüğüm bu (bkz, ilsis); ancak umarım bir gün bu serzenişler işe yarar.

Gelelim e-kolay oyun sayfasında Oyna düğmesini göremiyorsanız ne yapacağınıza. Firefox’un adres satırına, about:config yazılır, “dikkatli olunacağına dair” söz verilir, arama kısmına useragent yazılır, general.useragent.extra.firefox ayarında, Firefox/Sürüm dışında bir değer yazıyorsa, o değer Firefox/Sürüm olarak değiştirilir ve Firefox tekrar başlatılır. e-kolaaay Wink

Şu tavlayı bir öğreneyim, bakarsınız kapışırız bile Wink.

İnsanlar blog okumaz, yazmaz, düşüncelerini, hislerini, yaşadıklarını ve deneyimlerini paylaşmaz kimseyle. Kimse kimseye muhtaç değil nasılsa; birbirimizden uzaklaşalım, içinde yaşadığımız toplumda birbirinden hiç haberi olmadan tamamen şahsi menfaatlerini düşünen bireyler topluluğuna dönüşelim.. Ve bunun adını koymadan ortalığa güzel bir armağan verelim.

Gözünüz aydın, Blogger’a erişim engellendi. Bir hukukçu olarak bu rezalete şahit olmaktan devletim ve milletim adına utanıyorum.

Merhabalar,
Bir kaç ay önce temellerini attığımız Archlinux Türkiye topluluğunun tartışma listesinden sonraki ilk toplu faaliyeti olarak sayabileceğimiz IRC toplantısını dün gece itibariyle gerçekleştirdik.
Toplantı notlarına, bu adresten ulaşabilirsiniz.

Her şeyi tanıyabilen Vista sesinizi neden tanımasın? Hep birlikte izleyelim Wink

GNU/Linux kullanıcısı iseniz, donanımınızı üreten firmanın GNU/Linux ile pek haşır neşir olmadığı ürünleri karşısında deneyimsel tecrübelere dayanarak ortaya çeşitli sürücüler ve yardımcı yazılımlar çıkarabilmeniz pek mümkün.
Velhasıl kelam, geçenlerde okuduğum fan kontrolü hakkındaki yazıda yazanları uyguladıktan sonra, GNU/Linux kullanırken gayet sessiz bir ortama sahip olduğumu farkettim.
ASUS marka F3Jr bir dizüstü bilgisayar sahibiyim ki yazıda anlatılanlar F3Jp içindi. Dolayısıyla, F3J serisinde donanım niteliği ve BIOS özellikleri arasında fark yok.

Alexander Breckel’in şu adreste yazmış olduğu NASIL belgesinden yola çıkarak fan kontrolünü sağlayabilirsiniz.
(Click here to read the rest of this entry)

Bu aralar, Qt ile olan tüm münasebetimi sona erdirdiğim için, GTK uygulamalar ile haşır neşir vaziyetteyim, kızgın kumlardan sonra sıcak suya girmek gibi görünse de, Xfce (XFCE değil, Xfce!) ile çok mutluyum.
Gelelim feed the troll ile ne anlatmak istediğime. RSS okuyucu olarak Liferea kullanmaktayım ve Liferea şimdiye kadar gördüğüm işini en düzgün yapan (akregator kadar nazlı da değil) RSS okuyucu.
Web tabanlı bir RSS okuyucu kullanmadığım için, Icecat (özgür firefox Wink) ile gezinirken, “mutlaka takip etmeliyim” dediğim bir sitenin RSS kaynaklarını tek tık ile Liferea’ya eklemek mümkün. Bunun için, RSS linkine tıkladıktan sonra, yardımcı uygulama olarak /usr/bin/liferea-add-feed programını belirttiğiniz takdirde tek bir tıklama işlemi ile o RSS kaynağını Liferea’ya sorunsuzca ekleyebiliyorsunuz. (dbus servisinin çalışıyor olması lazım, kontrol için ps -ef|grep dbus yeterli).

Bir yerde belki bir şekilde işinize yarar diye düşündüm. Ya da benim gibi, tarayıcı eklentisi okuyucular ve/veya web tabanlı okuyucuları sevmeyenler için..

İlkokul arkadaşlarını bulduk, ilkokuldan sonra ne yaptın sorusunu sorunca “ortaokula geçtim ne yapacaktım” dediğimizi arkadaşlarımıza böbürlenerek anlattık, sonra üzerinden vatanı kurtardık, Barbi Mehmet için fan kulüp kurduk. Ve en sonunda da Türkçe ettik.. Ancak ederken bir takım şeyleri es geçmişiz. Sanırım Chrome çılgınlığı ile meşgulüz hepimiz. Meğerse facebook Türkçe olmuş.

Facebook zaten Türkçe idi şeklinde laf ebeliği yapmayın lütfen, resmi koyduysam bir bildiğim var değil mi?

Fazla söze gerek yok, buradan alalım sizi.
Daha 5 günlükler Smile